Ramazan’da Sultan Ahmet Meydanı’nda İftar Keyfi

Maneviyat her şeydir. İçinde huzur barındırır. Kaybetme tehlikesi ile yüz yüze geldiğinizde maddi ve manevi tüm gücünüzü ortaya koyarsınız. Sultan Ahmet Meydanı o maneviyatı hissedeceğiniz, özellikle de Ramazan ayında mutlaka gidip görmeniz gereken nadir güzellikte ve huzur dolu yerlerdendir.

İstanbullu’ların korkulu rüyası trafik, sizi biraz yoracak olsa da azıcık daha sabrederseniz, mükafatını alacaksınız. Arabanızı park edip Topkapı’dan Sultan Ahmet Meydanı’na doğru inmeye başladığınızda, Ramazan dolayısıyla niyetli olmanızın verdiği yorgunluktan ve açlıktan eser kalmayacaktır. İstanbul’un semaya uzanan siluetleri ve insanların tatlı telaşları sizi karşılar. Meydana indiğinizde Sultan Ahmet Camisi’ni karşınıza, Ayasofya’yı ise arkanıza alacak şekilde çimlerin üzerinde rahatlıkla bir yer bulabilirsiniz. Oturmak için tereddüt ederken bu karmaşayı ve coşkuyu fırsat bilen seyyar satıcılar siz daha demeden neye ihtiyacınız olduğunu anlar ve lazım olanı size sunar. Eğer hazırlıksız iseniz, o güler yüzlü seyyar satıcılardan yere sermek için örtü alabilirsiniz.

Yanınızda getirdiğiniz eşyalarınızı ve iftarlıklarınızı koyup,  iftara biraz daha vakit varken meydanda gezintiye çıkmanızı öneririz. İftarı beklemek sizi bu sefer yormayacak, açlığınız ve susuzluğunuz her köşe başındaki mısır, kestane ve macun kokularına rağmen kendini hissettirmeyecektir. Yol boyunca yürürken binbir türlü insanla ki bunlar Roma’nın Hipodrom’u için gelen turistlerle göz göze gelebilirsiniz, istemsiz hafif tebessüm edip ve yürüyüşünüze devam edebilirsiniz. Belki bir kere göreceksiniz o insanları, ama paylaştıklarınız o kadar fazla olacak ki o saatlerde, onları sanki yılların dostuymuş gibi hatırlayacaksınız.

Birkaç dakikalık yürüme mesafesinde olan sahafları, sırasıyla Ayasofya ile Sultan Ahmet Cami arasındaki Hürrem Sultan Hamamı’nı ve çevresini, Arkeoloji Müzesi’ni, Damat Pargalı İbrahim Paşa Sarayı’nı, Yerebatan Sarnıcı’nı ve Topkapı Sarayı’nı da zamanınız çok fazla yok ise gelişigüzel gezebilirsiniz. Oraları defalarca gezmekten sıkılmayacağınıza, her defasında başka bir hikayeyi anımsayacağınıza, sürekli yeni bilgilere kulak misafiri olup yeni şeyler öğreneceğinize emin olabilirsiniz.

İftar yaklaşınca insanlar Sultan Ahmet Cami’sine doğru akın etmeye başlarlar. Biz adının “Mavi Cami” (Blue Mosque) olarak anılmasına da sebebiyet verecek güzellikteki İznik çinilerinin ve işlemelerin altında namazlarımızı eda edip, ayakkabılarımızı giyinirken Osmanlı’nın yegane miraslarından Sultan Ahmet Camisi’nin inşası ile ilgili kulağımıza çalınanları ve okuduklarımızı anımsıyoruz.

Biletall.com’dan En Ucuz İstanbul Uçak Biletini Bul »

Temeli bizzat 1609’da “Sultan’ın Allah’a bir teşekkürü” niyetiyle bizzat I. Ahmet tarafından atılmış, Mimar Sinan’dan sonra dönemin en iyi mimarlarından Sedefkar Mehmed Ağa’ya inşa ettirilmiştir. Rivayete göre Sultan I. Ahmet, Mimar Sedefkar Mehmet Ağa’ya yapacağı caminin gelmiş geçmiş en güzel cami olmasını ve caminin minarelerinin altından olmasını emir buyurmuştur. Ancak mimarbaşı minarelerin yapımı için tahsis edeceği altınların devlet bütçesini zora sokacağını düşündüğünden ötürü minareleri altından inşa etmeyip, emri “altından” değil “altı minare” olarak işittiğini açıklayarak yerine getirmemiştir.

Tamamlanması yedi yıl süren çalışmanın sonucunda, Sultan I. Ahmet Cami’nin açılışını yapmış, ilk namazı kıldırmıştır. Sonrasında ise mimarbaşını yanına çağırarak minareleri neden emir ettiği şekilde yapmadığını ve Kabe’nin kaç minaresi olduğunu sual etmiştir. Çünkü bu durum sadece Sultan’ın emirlerini yok saymanın da ötesinde ulemada da söylentilere yol açmıştır. Sebebi ise Sultan Ahmet Camisi’nin altı, İslam dünyasının en önemli mabedi Kâbe’nin de altı minaresi olmasıdır. Bu sual karşında Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa emri yanlış işittiğini, Kâbe’nin ise kaç minaresi olduğunu bilmediğini belirtmiştir. Ardından Mimarbaşı mahcubiyetle sorunun cevabını bizzat bulmak için iki senelik Kabe ziyaretine çıkmıştır. Döndüğünde ise Sultan’ın huzuruna çıkarak Kabe-i Muazzama’nın artık altı değil, yedi minaresi olduğunu müjdelemiştir.

İftarın yaklaştığını haber veren güneşin çekilmeye başlaması ile meydanda seslerin yükseldiğini, insanları bilhassa orucunu açacakları bir telaşa sürüklediğini görebilirsiniz. İftarınızı açacağınız yere vardığınızda sırtınızı demirlere verip Sultan Ahmet Camisi’nin kandillerini bekleyin. Bu sırada çevrenize göz attığınızda, sağınızda solunuzda bu güzel vakit için insanların neler getirdiklerine şaşıracak, radyosunu, karpuzunu, hamağını alıp kurulanlara ve yüzlerindeki huzura şahit olacaksınız. Ve bu samimiyet sizi mutlu edecektir. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’ndan özel olarak getirilen topun atılışıyla beraber kandiller yanmaya, iki minare arasındaki satırlar da kendini göstermeye başlar.

“Hiç kimse kimsesiz kalmasın.”

Diyanet işleri geçtiğimiz sene on bir ayın sultanı Ramazan’da diğerkamlık, fedakarlık, paylaşma, yardımlaşma, birlik ve beraberlik gibi İslamiyet’in temel kavramlarını vurgulamak adına bu temayı seçmiştir. Nihayetinde Ramazan, sadece ağzımıza ve nefsimize gem vurulan günler değildir. Ramazan yoksulların, düşkünlerin, muhtaçların, kimsesizlerin, yetim ve öksüzlerin, yaşlıların hatırlandığı ve korunduğu bir aydır.

Bu Ramazan ve her vakit.

İftarınızı açarken bir ara dikkatinizi çevrenize verin, başınızı kaldırıp etrafınıza bir göz atın. Koskoca Sultan Ahmet Meydanı’nda çıt çıkmaz, niyetli olan da olmayanda bir olur, o anın büyüsüne ortaklık ediyordur. Çünkü sadece aynı sofrada aynı yemeği paylaşmayıp, hayatınızda ilk defa gördüğünüz muhtemelen bir daha görmeyeceğimiz yüzlerce insanla aynı havayı, heyecanı ve huzuru paylaşıyor olursunuz. Dedik ya…

Maneviyat.

Yavaş yavaş bozulan sessizliğin, biten açlığın ardından herkes ayaklanır. Siz de şayet bir gün yolunuz düşerse, oralarda bir yerlerde iftar açarsanız, hemen yanı başınızdakilerle vedalaşacaksınız, hazır olun. Çünkü siz aynı maneviyatı paylaşmış olacaksınız. Köşe başından mısırınızı aldıktan sonra Ramazan şenliklerin olduğu Dikili Taşlar caddesine yönelin. Sırasıyla el sanatları, geleneksel kıyafetlerle fotoğraf çekimi yapan mini stüdyolar, binbir çeşit şerbetçiler, takı toka ve daha birçok standa uğrayıp günün anısına uygun fiyata birçok hediyelik edinebilecek, farklı tatları deneyimleyebileceksiniz.

Biletall.com’dan En Ucuz İstanbul Otobüs Biletini Bul »

İlerleyen saatlerde eve dönmek için yola koyulduğunuzda siz de ünlü Divan şairi Nedim’e hak vereceksiniz. Yolunuz düşerse şu mısraları hatırlayın.

“Bu şehr-i Sistanbul ki bi mislü behadır,

Bir sengine yek pare Acem mülkü fedadır,

Bir gevheri yek pare iki bahr arasında,

Hurşid-i cihan-tab ile tartılsa sezadır.”

Yazı Hakkında Düşündüklerinizi Yazın