Türkiye’de Gezilmesi Gereken 6 Müze

Kültürel somut ve somut olmayan mirasımızın ev sahipleri olan eşsiz müzeler ile dolu cennet ülkemizde mutlaka gezilmesi gereken 6 müzeyi sizler için derledik. Onca kıymetli müze arasından 6 tanesini seçmek kolay olmadı tabi… Keyifle okuması garanti olan blog yazımızda her müzenin kendine has bir hikayesi, kalbinize dokunan bir tarafı var. Önerilerimizden bazılarını gözünüze kestirip seyahatlerinizde mutlaka uğramak isteyeceksiniz!

Zeugma Mozaik Müzesi

Gaziantep ile özdeşleşmiş ve şehrin incisi Zeugma Mozaik’teki çingene kızına ait bir çift göz, sizlere hiç de yabancı gelmemiştir. 2011 yılında faaliyete başlayan ve devasa bir alana kurulan Zeugma Mozaik Müzesi, dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi olma özelliğine sahiptir. Mimarisi ile dikkat çeken müze, teknolojik açıdan da oldukça donanımlı ve ziyaretçilerine oldukça farklı bir müze deneyimi yaşatmaktadır.

Dile kolay iki bin yıllık kıymetli mozaiklerin, yıllar içerisinde define avcılarının zarar vermesi sonucu eksilen parçaları, lazer sitemi ile görüntü olarak tamamlanmaktadır. Ayrıca o dönemin olanaklarına meydan okuyan mozaik taşları on üç renk armonisinden oluşmaktadır. Yolunuz buralara düşerse dünyaca ünlü “Çingene Kızı” mozaiğinin gözlerine bakmadan dönmeyin.

Kayseri Arkeoloji Müzesi

            1969 yılında hizmete açılan Kayseri Arkeoloji Müzesi, Hititlerden günümüze kadar pek çok medeniyete, kültüre, uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Kayseri’nin ilk dönemlerine ait eserler barındırmaktadır. Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait koleksiyonda yer alan birçok eserin yanında Asur Ticaret Kolonileri devrine ait parçalar da sergilenmektedir.

Anadolu uygarlıklarının birikimini taşıyan eserlerin, müze binasında ve bahçesinde kronolojik olarak sergilenmesine özen gösterilmiştir. Herakles Lahdi ve Yamula Kartalı gibi çok değerli eserler görmeden geçmemeniz gereken koleksiyonun özel parçalarındandır.

Efes Müzesi

Müze, adını eskiden Anadolu’nun batı kıyısına “Efes” denmesinden almakla beraber bugün İzmir’in Selçuk ilçesinde yer almaktadır. Tümüyle mermerden yapılmış ilk kent olan Efes zamanında Roma’nın önemli şehirlerinden olan antik bir Yunan kenti. 1994 yılında UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Efes kalıntıları, 2015 yılında resmi olarak Dünya Mirası ilan edilmiştir.

Ören yeri olarak da geçen Efes yaklaşık olarak 8 kilometrelik bir alana yayılmakta. Tavsiyemiz yazın sıcağında dikkatlice gezmeniz. Gez gez bitmeyen bu alanda Artemis Tapınağı, Celsus Kütüphanesi, Meryem Ana Evi, Yedi Uyurlar (Ashab-ı Kehf), İsa Bey Camii ve daha bir sürü farklı yapı yer alıyor. Mermerden oluşan kalıntılar aslında başlı başına bir açık hava müzesini meydana getirmekte. Bu dev eserlerin arasında gezerken başınızın dönmesi ve kendinizi dokuya kaptırıp kaybetmeniz mümkün, bizden söylemesi.

İstanbul Çinili Köşk Müzesi

Çinili Köşk 500 yıldan daha fazla bir süre ayakta kalmayı başarmış muazzam bir yapıdır. Zamanında, dönemin padişahı  Fatih Sultan Mehmet tarafından Topkapı Sarayı’na yazlık saray olarak yaptırılmış, ismi bizlere hiç de yabancı gelmeyen “Sırça Köşk” veya “Sırça Saray” olarak adlandırılmıştır. Hemen Arkeoloji Müzesi’nin karşısında yer alan iki katlı bu yapı, Topkapı Sarayı’na ilk yaptırılan yapı olmasıyla ayrıca dikkat çekmektedir. Mimari açıdan Selçukluların izlerini taşıyan bir erken Osmanlı örneğidir.

1981 yılından beri İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nün himayesinde olan Çinili Köşk’ün kıymetli müze koleksiyonunda yer alan 13.-19. Yüzyıl arası Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma seramik ve çiniler, kronolojik olarak sergi alanında sıralanmaktadır. Gezilebilirlik açısından kafa yormayan ve zamansal değişimi gözler önüne seren koleksiyonun en çarpıcı eserleri, 16. Yüzyıl İznik yapımı çinilerdir. Tüm kayıtlı envanteri ile 2000 civarında eserden oluşan koleksiyonda ayrıca Kütahya yapımı ve Çanakkale yapımı eşsiz çini eserlerini hayranlıkla incelemek mümkün. Değerli ve bize özgü sanat eserlerimizin yer aldığı olan bu çini cennetini ziyaret etmeden geçmeyin.

Kayseri Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi

1200’lü yıllarda kervanların kesişim noktası olan Kayseri, zamanla Alimler Şehri olarak dile getirilmeye başlanır. Bilimin ve sanatın merkezi olan Kayseri, Selçuklu zamanında dönemine göre oldukça fazla medreseye sahip olmasıyla dikkat çekmiştir. Bu medreseler arasında ise Tıp Medresesi ve Çifte Medrese bulunmaktadır. Hatta o dönemde şifahane olarak yaptırılan ve bugün Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi olarak anılan Çifte Medrese, Anadolu’daki bilinen ilk tıp merkezidir.

Şifa hizmeti vermesinin yanında tıp eğitiminin de yürütülüyor olması Çifte Medrese’yi benzerleri arasında ilk ve özel kılmaktadır. Zamanında hekimler, cerrahlar, göz hekimleri, asistanlar, akıl ve ruh hastalıkları koğuşları Gevher Nesibe Tıp Merkezi’nde hastalar için hizmet vermiştir. Bu özelliği müzenin koleksiyonuna da yansımış, hastalıklar, tedavi yöntemleri ve aletleri, bilginler, eczacılık, su ve sağlık, müzik ve renk ile tedavi gibi ilgi çekici bölümler müzede yer almaktadır. Ayrıca somut olmayan kültürel mirası, Selçuklu Medeniyeti’ne ait mimari yapı, sanat, bilim, giysi gibi unsurlarla aktarmaya çalışan sergi alanları da mevcuttur. Meraklıları için kesinlikle kaçırılmaması gereken ve teknoloji ile koleksiyonu bir araya getiren ilgi çekici bir müzedir.

Antalya Müzesi

            Akdeniz’in sıcacık turinçgil ve deniz kokan havasına Antalya Müzesi’nin büyüleyici heykellerini de eklemeyi unutmayın! Arkeolojiye ilgi duyan fedakar lise öğretmeni Süleyman Fikri Erten’in Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği çabalar ile kurulan Antalya Müzesi, ilk faaliyetlerine Tekeli Mehmet Paşa Camii’nin yanındaki terk edilmiş küçük bir mescitte başladı. Savaş bittikten, bir ara açık hava müzesi olarak da faaliyetlerini sürdürdükten sonra ise 1972’de asıl yerine taşındı. 1988 yılında ise Avrupa Konseyi Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Gezerken tatlı bir yorgunluk yaşaması garanti 30.000 metrekareye konumlanmış müze, sergi alanlarının yanında heykellerin ve çeşitli taş yapıtların bulunduğu açık hava galerileri ve muazzam bahçelerden oluşmakta. Ayrıca Anadolu topraklarının derin ve zengin izlerini taşıyan Likya, Pamfilya ve Psidia antik kültürlerine ait eserleri koleksiyonda bolca görmek mümkün. Zamanın yıpratıcı etkilerine karşı ayakta kalan heykeller, müzeyi gezerken o dönemdeki işçiliğe hayran kalmanızı sağlıyor.

 

Yazı Hakkında Düşündüklerinizi Yazın